Examining The Determinants of Food Prices in Türkiye with the SVAR Model
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
DOI
Özet
Food price volatility is critical to macroeconomic stability, income distribution, and social welfare in developing economies. In the Turkish economy, where a high percentage of households spend a large share of their income on food, food price volatility increases inflationary pressure and distorts income distribution. In this study, the determinants of food prices in Turkey for the period between January 2006 and January 2025 are analyzed in detail within the framework of the structural vector autoregression (SVAR) model. Within the scope of the study, the dynamic relationships between industrial production index, nominal effective exchange rate, oil prices and food prices are analyzed. The empirical findings indicate that the relationship between industrial production and food prices is rather weak. On the contrary, the exchange rate has a strong and statistically significant effect on food prices. Oil prices are found to have no direct effect on food prices. It has been revealed that a 1% increase in the exchange rate increases food prices by 0.046%. In addition, contrary to the expectations, industrial production did not have any disinflationary effect on food prices. The findings clearly reveal that the Turkish economy is vulnerable to exogenous shocks due to its high dependence on imported inputs. The impact of exchange rate movements on food prices is considered as a critical factor that should be taken into account in the formulation of economic policy decisions. In this context, the need to implement long-term structural reforms to reduce dependence on imported inputs was emphasized. In order to ensure price stability in Turkey's food sector, it is important to take strategic steps to address the exchange rate and import dependency. The results of the study suggest that reducing import dependency should be a prioritized objective in economic policies in terms of both price stability and reducing economic vulnerability.
Gıda fiyatlarındaki volatilite gelişmekte olan ekonomilerde makro ekonomik istikrar, gelir dağılımı ve sosyal refahın paylaşımı açısından kritik öneme sahiptir. Yüksek gıda harcama payına sahip hanehalkı oranının yüksek olduğu Türkiye ekonomisinde, gıda fiyatlarındaki volatilite hem enflasyonist baskıyı artırmakta hem de gelir dağılımının bozmaktadır. Bu çalışmada, Ocak 2006 ile Ocak 2025 döneminde Türkiye’de gıda fiyatlarının belirleyicileri yapısal vektör otoregresyon (SVAR) modeli çerçevesinde ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Çalışma kapsamında, sanayi üretim endeksi, nominal efektif döviz kuru, petrol fiyatları ve gıda fiyatları arasındaki dinamik ilişkiler ele alınmıştır. Araştırmada elde edilen ampirik bulgular, sanayi üretimi ile gıda fiyatları arasındaki ilişkinin oldukça zayıf olduğunu göstermektedir. Bunun aksine, döviz kurunun gıda fiyatları üzerinde güçlü ve istatistiksel açıdan anlamlı bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Petrol fiyatlarının gıda fiyatları üzerinde doğrudan bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Döviz kurunda meydana gelen %1’lik bir artışın gıda fiyatlarını %0,046 oranında artırdığı ortaya konulmuştur. Ayrıca, sanayi üretiminin beklenenin aksine gıda fiyatları üzerinde herhangi bir enflasyonist baskıyı azaltıcı bir etkiye sahip olmadığı anlaşılmıştır. Bulgular, Türkiye ekonomisinin ithal girdilere olan yüksek bağımlılığı nedeniyle dışsal şoklara karşı kırılgan bir yapıya sahip olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Döviz kuru hareketlerinin gıda fiyatları üzerindeki etkisi, ekonomik politika kararlarının oluşturulmasında dikkate alınması gereken kritik bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, ithal girdilere bağımlılığı azaltmaya yönelik uzun vadeli yapısal reformların uygulanması gerektiği vurgulanmıştır. Türkiye’nin gıda sektöründeki fiyat istikrarını sağlamak için, döviz kuru ve ithalat bağımlılığına yönelik stratejik adımların atılması önem arz etmektedir. Çalışma sonuçları, ekonomik politikalarda ithal bağımlılığının azaltılmasının hem fiyat istikrarı hem de ekonomik kırılganlığın azaltılması açısından öncelikli bir hedef olması gerektiğini göstermektedir.







