Dârimî’nin Sünen’inde Şiîlikle İtham Edilen Hocaları ve Rivayetleri
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Fırat Üniversitesi
Erişim Hakkı
DOI
Özet
Ebû Muhammed Abdullah b. Abdirrahmân b. el-Fazl ed-Dârimî 181/797 senesinde bugünkü Özbekistan’ın Semerkant şehrinde dünyaya gelmiştir. Eğitimine dönemin önemli bir ilim merkezi olan Semerkant’ta başladığı tahmin edilmektedir. Daha sonra başta Horasan bölgesi olmak üzere Hicaz, Mısır, Şam, Irak ve Kûfe’ye hadis öğrenimi için seyahatler yapmıştır. Buralarda Muhammed b. Yusuf el-Firyâbî, Muhammed b. Selâm el-Bîkendî, Haccâc b. Minhâl, Nadr b. Şümeyl, Hâlid b. Mahled, Yezîd b. Hârûn ve Affân b. Müslim gibi âlimlerden ilim tahsil etmiştir. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, Bakî b. Mahled, Ebû Hâtim ve Ebû Zür‘a er-Râzî gibi pek çok meşhur âlim de onun öğrencileri arasında yer almaktadır. O, 255/869 yılında günümüzde Türkmenistan’ın bir şehri olan Merv’de vefat etmiştir. Aynı zamanda iyi bir cerh ve ta‘dîl âlimi olan Dârimî’nin bilinen ve günümüze ulaşan tek eseri es-Sünen’dir. Eser aynı zamanda bilinen Sünen’lerin en eskisidir. Eserde yer alan 3546 (üç bin beş yüz kırk altı) hadisin çoğu merfû‘ niteliktedir. Genel kabule göre Kütüb-i Tis‘a’nın yedinci kitabı olan es-Sünen, ihtiva ettiği hadislerin çok azının zayıf olması ve âlî isnadlı rivayetleri içermesi sebebiyle bazı âlimler tarafından İbn Mâce’nin es-Sünen’i yerine Kütüb-i Sitte’nin altıncı kitabı olmaya daha uygun görülmüştür. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Dârimî, es-Sünen’inde yer verdiği hadisleri 219 (iki yüz on dokuz) farklı hocasından rivayet etmiştir. Hocalarının büyük çoğunluğu hadis otoriteleri tarafından güvenilir ve ehil bulunmuştur. Çok az bir kısmı çeşitli gerekçelerle tenkide maruz kalmıştır. İşte bu gerekçelerden birisi de Şiîlik iddiasıdır. Tespitlerimize göre Dârimî’nin 8 (sekiz) hocası çeşitli düzeylerde Şiîlikle itham edilmiştir. Bunlar; Fazl b. Dükeyn, Ubeydullah b. Mûsâ el-Absî, Halid b. Mahled, İsmail b. Ebân el-Ezdî, Mâlik b. İsmail en-Nehdî, Abdullah b. Ömer b. Ebân el-Kûfî, Abdurrahman b. Sâlih el-Ezdî el-Atekî ve Amr b. Hammâd el-Kannâd’dır. Konuya dair ne Arapça ne de Türkçe literatürde bir çalışma mevcut olması bizi böyle bir inceleme yapmaya sevk etmiştir. Çalışmamızın hedefi, ortaya atılan ilgili iddia ve ithamların ne kadar isabetli olduğu ve bu hocalardan alınan rivayetlerde Şiîlik meylinin olup olmadığını tespit etmektir. Bu bağlamda öncelikle adı geçen sekiz hoca ile ilgili olarak cerh ve ta‘dîl kitaplarında yer alan lehte ve aleyhteki görüşlerin tespit ve tahlili yapılmıştır. Daha sonra, ilgili hocaların es-Sünen’de yer alan rivayetleri tek tek ele alınarak gerek içerisinde yer aldığı bölüm ve bab bakımından gerekse metni ve muhtevası bakımından Şiîlik emaresi taşıyıp taşımadığı araştırılmıştır. Bu cümleden olmak üzere mezkûr sekiz hocadan beşi hakkında ağırlıklı olarak sika ve sadûk değerlendirmesi yapılmıştır. Geriye kalan üç hocadan Sünen’de 79 (yetmiş dokuz) rivayeti bulunan Ubeydullah b. Mûsâ el-Absî ve sadece 1 (bir) rivayeti bulunan Abdurrahman b. Sâlih el-Ezdî el-Atekî hakkında “aşırı, fanatik” anlamında “muhterik şiî” ifadesi kullanılmıştır. Yalnız 1 (bir) rivayeti bulunan Amr b. Hammâd hakkında ise “râfizî” ithamında bulunulmuştur. Teşeyyu‘, birçok âlime göre, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in üstünlüğünü kabul etmekle birlikte, Hz. Ali’yi Hz. Osman’dan fazilet bakımından üstün görme ve Hz. Ali’yi mücadelesinde haklı bulma olarak tanımlanmıştır. Şîa’nın bir mezhep olarak oluşumu nispeten daha geç bir döneme denk geldiği için H. ilk üç asırda teşeyyu‘ ile itham edilen râvilerin hiçbirisinin mezhepsel anlamda “Şiî” olarak tavsifi imkân dâhilinde değildir. Zira bu dönemdeki Şiîlik ithamları öncelikle, râvilerin Hz. Ali ve Hz. Osman arasındaki üstünlük tartışmalarında taraf olmaları ve Hz. Ali’nin halifelik hakkının gasp edilmesine tepki duymaları gibi sebeplere dayanmaktaydı. Ayrıca râvilerin Hz. Ali’nin savaşlarında haklı olduğunu düşünmeleri ve Ehl-i Beyt merkezli hareketlere maddî manevî her anlamda destek vermeleri diğer sebepler arasında sayılmaktadır. Bundan dolayıdır ki başta Ubeydullah b. Mûsâ, Abdurrahman b. Sâlih el-Atekî ve Amr b. Hammâd olmak üzere Dârimî’nin Şiîlikle itham edilen hocalarının dâî/propagandist konumunda olmadıklarını ve onlardan aldığı rivayetlerin, kendilerinin şahsî kanaatlerini yansıtmadığını söylememiz mümkündür. Dolayısıyla, Dârimî’nin, adı geçen hocalarından aldığı toplam 355 (üç yüz elli beş) rivayetin- ki bu, toplam rivayetin %10’una tekabül etmektedir- hiç birisinde Şiîlik emaresi tespit edilememiştir.
Abu Muhammad Abdullah ibn Abdirrahman ibn al-Fazl al-Dârimî was born in 181/797 in the city of Samarkand in present-day Uzbekistan. It is estimated that he began his education in Samarkand, an important center of learning of the period. Later, he traveled primarily to the Khorasan region and also to Hejaz, Egypt, Damascus, Iraq and Kufa to study hadith. There, he studied under scholars such as Muhammad ibn Yusuf al-Firyabi, Muhammad ibn Salam al-Bikandi, Hajjaj ibn Minhal, Nadr ibn Shumeyl, Khalid ibn Mahled, Yazid ibn Harun and Affan ibn Muslim. Among his students were many renowned scholars, including Bukhari, Muslim, Abu Dawud, Tirmidhi, Nasa’i, Baqi b. Mahled, Abu Hatim, and Abu Zura al-Râzî. He died in 255/869 in Merv, a city in present-day Turkmenistan. A skilled scholar of jarh and ta‘dîl, Dârimî’s only known and extant work is his Sunan. It is also the oldest known Sunan. Most of the 3546 (three thousand five hundred and forty-six) hadiths included in the work are of a marfu‘ nature. According to general acceptance, al-Sunan, the seventh book of al-Kutub al-Tis‘a, is considered more worthy of being the sixth book of Kutub al-Sittah than Ibn Majah’s al-Sunan because very few of the hadiths it contains are weak and it includes superior (âlî) narrations. As far as we have been able to determine, Dârimî narrated the hadiths in his al-Sunan from 219 (two hundred and nineteen) different teachers. While the majority of his teachers were found reliable and competent by hadith authorities, a very small number have been criticized on various grounds. One of these grounds is the claim of Shi’ism. According to our determination, eight of Dârimî’s teachers have been accused of Shi’ism to varying degrees. These are Fazl ibn Dukayn, Ubaydullah ibn Mûsâ al-Absi, Khalid ibn Mahled, Ismail ibn Ab?n al-Azd?, Malik ibn Isma‘il al-Nahd?, Abdullah ibn ‘Omar ibn Ab?n al-Kufi, ‘Abdur-Rahman ibn S?lih al-Azd? al-Ataq? and Amr b. Hammâd al-Kannâd. The lack of a study on the subject in either Arabic or Turkish literature prompted us to conduct this study. The aim of our study is to determine the accuracy of these claims and accusations and whether the narrations from these scholars exhibit any signs of Shi’ism. In this context, we first identify and analyze the favorable and unfavorable opinions in the works of jarh and ta‘dîl regarding the eight scholars mentioned. Then, we examine each of the narrations from these scholars in the Sunan, examining whether they bear signs of Shi’ism, both in terms of their sections and chapters, as well as their text and content. In this regard, five of the eight teachers were predominantly evaluated as “sika” and “sad?q”. Of the remaining three scholars, Ubaydullah ibn Mûsâ al-Absi, who has 79 (seventy-nine) narrations in the Sunan and Abdurrahman ibn Sâlih al-Azdi al-Ataqi, who has only 1 (one) narration, the term autocratic Shiite was used in the sense of “extreme, fanatic”. Amr ibn Hammad, who has one narration, was accused of being a Rafidi. According to many scholars, Tashayyu‘ is defined as accepting the virtues of Hazrat Abu Bakr and Hazrat Omar but considering Hazrat Ali superior to Hazrat Osman in terms of virtue and finding Hazrat Ali right in his struggle. Because the formation of the Shia as a sect coincides with a relatively late period, it is impossible to classify any of the narrators accused of tashayyu‘ in the first three Hijri centuries as “Shia” in the sectarian sense. The accusations of Shiism during this period are based on reasons such as the narrators’ participation in the superiority debates between Ali and Uthman, their reaction to the usurpation of Ali’s right to the caliphate, their belief that Ali was justified in their wars, and their support, both materially and morally, for movements centered on the Ahl al-Bayt. Therefore, we can say that Dârimî’s teachers, particularly Ubaydullah ibn Musa, Abd al-Rahman ibn Sâlih al-Ataqi, and Amr ibn Hammad, who were accused of Shiism, were not dai/propagandists, and the narrations he received from them did not reflect their personal opinions. Consequently, no trace of Shiism was detected in any of the 355 (three hundred and fifty-five) narrations Dârimî received from these teachers—which corresponds to 10% of the total narrations-.







