ESANSİYEL TROMBOSİTOZ VE POLİSİTEMİA VERA TANILI HASTALARDAKİ KEMİK İLİĞİ FİBROZİSİ DÜZEYİNİN LDH DÜZEYİ VE JAK/2 GEN MUTASYONU, CALR MUTASYONU VE MPL MUTASYONU İLE İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
DOI
Özet
Myeloproliferatif hastalıklar (MPH) eski çağlardan günümüze kadar hematolojinin çare bekleyen ve nadir olmayan hematolojik hastalıklar arasında yer almakatdır. Myeloproliferatif hastalık alt gruplarından olan Polisitemia Vera (PV) ve Esansiyel Trombositoz (ET) en sık görülen iki tanesidir. MPH'lerin etyolojisi ve progresyonunda rol alan etkenler tıptaki tüm ilerlemelere rağmen halen tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu hastalarda hastalık sürecinde tromboembolizm ve lösemik dönüşüme ek olarak kemik iliği fibrozisi de izlenebilir. Günümüzde kemik iliği fibrozisinin varlığını kesin olarak gösterebilmenin tek yolu kemik iliği biyopsisidir. Splenomegali, periferik yaymada gözyaşı hücreleri ve lökoeritroblastizis gibi bulgular ancak ileri düzey fibrozis durumunda izlenmektedir. Bu çalışmada ET ve PV hastalardatanı ve takibinde kullanılan Laktat Dehidrogenaz düzeyi ve JAK2, CALR, MPL gen mutasyonun kemik iliği fibrozisi arasında ilişki olup olmadığını incelendi. Laktat Dehidrogenaz düzeyi ve JAK2, CALR, MPL gen mutasyonları ile kemik iliği fibrozisinin meydana gelme ihtimalini öngörmemiz açısından ışık tutması amaçlandı. Çalışmaya 2010 yılından itibaren Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Hematoloji klinikliniğinde tanı alıp takip edilen hastalar alındı. Çalışmamıza WHO 2008 kriterlerine göre ET ve PV tanısı olan hastalar dahil edildi. Çalışmaya 62 tanesi PV tanılı 92 tanesi ET tanılı toplam 154 hasta alınmıştır. Hastaların demografik verileri değerlendirildi. Kemik iliği biyopsi örnekleri Avrupa konseyinin kemik iliği fibrozisievrelemesine göre değerlendirildi. Kemik iliği fibrozis belirteci olarak retikülin ve massontrikrom (MTC) varlığı kullanıldı. Hastaların kemik iliği biyopsisi yapıldığı zamanki LDH düzeyleri retrospektif olarak kaydedildi. Çalışmamızda 62 PV tanılı hastanın JAK2 pozitifliği ve kemik iliği fibrozisi arasındaki ilişki incelendiğinde istatistik veriye göre öemli farklılık tespit edilemedi retikülin(p=0,160), MTC (p=0,186)).Çalışmamızdaki 92 ET tanılı hastanın JAK2 pozitifliği ve kemik iliği fibrozisi arasındaki ilişki incelendiğinde istatistik veriye göre öemli farklılık tespit edilemedi (retikülin (p=0,522), MTC (p=0,663)). Çalışmamızdaki 62 PV tanılı hastanın LDH düzeyi ve kemik iliği fibrozisi arasındaki ilişki incelendiğinde istatistik veriye göre öemli farklılık tespit edilemedi (retikülin (p=0,276), MTC (p=0,076)). Çalışmamızdaki 92 ET tanılı hastanın LDH düzeyi ve kemik iliği fibrozisi arasındaki ilişki incelendiğinde istatistik veriye göre öemli farklılık tespit edilemedi (retikülin (p=0,618), MTC (p=0,084)). Çalışmamızdaki 62 PV tanılı hastanın LDH düzeyi ve kemik iliği fibrozis derecesinin grade arasındaki ilişki incelendiğinde pozitif yönlü anlamlı bir korelasyon görülmüştür (p<0,001),Sadece ET hastaları değerlendirildiğinde korelasyon izlenmedi. Çalışmamızdaki ET ve PV tanılı hastalarının JAK2 gen mutasyon yükü kemik iliği fibrozisi grade arasındaki ilişki incelendiğinde anlamlı fark görülmemiştir. Çalışmamızdaki ET ve PV tanılı hastalarının CALR, MPL gen mutasyonları yüzdelerine ait veriler eksik olduğundan CALR, MPL gen mutasyonları yüzdelerinn kemik iliği fibrozisi grade arasındaki ilişki incelenememştir. Sonuç olarak merkezimizde tanılı ve takipli olan PV ve ET tanılı hastaları kapsayan çalışmamızda PV tanılı hastaların LDH düzeyi ve kemik iliği fibrozis grade arasında pozitif yönlü bir ilişki görülmüştür. Bu da PV hastalarının kemik iliği fibrozisiz grade için LDH'ın yol gösterici olabileceğini gösterir. Myeloproliferatif hastalıklarda LDH'ın arttığı ve JAK2 gen mutasyon pozitifliği bilindiği halde bunların prognoz ve klinik üzerindeki etkisini değerlendiren çok fazla çalışma yoktur. Bu durumu aydınlatmak için birden fazla merkezde, daha fazla gruplarda ve daha fazla parametrenin incelendiği çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: myeloproliferatif hastalıklar, JAK2, CALR, MPL, LDH, kemik iliği fibrozisi
Myeloproliferative diseases (MPH) are among the hematological diseases that have been waiting for treatment in hematology since ancient times and are frequently seen in the community. Polycythemia vera (PV) and essential thrombocytosis (ET), subgroups of myeloproliferative disease (MPH), are the most common. Despite all the advances in medicine, the factors that play a role in the etiology and progression of MPHs are still not fully elucidated. In these patients, besides thromboembolism and leukemic transformation, bone marrow fibrosis can also be seen during the disease process. Currently, the only way to definitively demonstrate the presence of bone marrow fibrosis is a bone marrow biopsy. Findings such as splenomegaly, tear cells on peripheral smear and leukoerythroblastosis are only seen in cases of advanced fibrosis. In this study, we examined whether there is a relationship between lactate dehydrogenase level and bone marrow fibrosis of JAK2, CALR, MPL gene mutations which is used in the diagnosis and follow-up of patients with ET and PV. The aim of our study was to shed light on the lactate dehydrogenase level and JAK2, CALR, MPL gene mutations possibility of the occurrence of bone marrow fibrosis. Patients who were diagnosed and followed up in the Hematology clinic of Fırat University Medical Faculty Hospital since 2010 were included in the study. Patients diagnosed with ET and PV according to WHO 2008 criteria were included in our study. A total of 154 patients, 62 of whom were diagnosed with PV and 92 with a diagnosis of ET, were included in the study. Demographic data of the patients were evaluated. Bone marrow biopsy specimens were evaluated according to the European Council's bone marrow fibrosis staging. The presence of reticulin and massontrichrome (MTC) was used as a bone marrow fibrosis marker. LDH levels of the patients at the time of bone marrow biopsy were recorded retrospectively. In our study, when the relationship between JAK2 positivity and bone marrow fibrosis in 62 patients with PV was examined, no statistically significant difference was found (reticulin (p=0.160), MTC (p=0.186)). When the relationship between JAK2 positivity and bone marrow fibrosis in 92 patients with ET in our study was examined, no statistically significant difference was found (reticulin (p=0.522), MTC (p=0.663)). In our study, when the relationship between LDH level and bone marrow fibrosis in 62 patients with PV was examined, no statistically significant difference was found (reticulin (p=0,276), MTC (p=0,076). When the relationship between LDH level and bone marrow fibrosis in 92 patients with ET in our study was examined, no statistically significant difference was found (reticulin (p=0,618), MTC (p=0,084). A positive and significant correlation was observed between LDH level and bone marrow fibrosis grade in 62 patients with PV in our study (p<0.001). When only ET patients were evaluated, no correlation was observed. The relationship the percentage of JAK2 gene mutations and the degree of bone marrow fibrosis in patients with ET and PV was examined, no significant difference was observed. In conclusion, in our study, which included patients diagnosed with PV and ET who were diagnosed and followed up in our center, a positive and significant correlation was found between LDH level and bone marrow fibrosis grade in patients with PV. This shows that LDH may be a guide for the bone fibrosis grade of PV patients. Although it is known that LDH increases in myeloproliferative diseases and JAK2 gene mutation positivity is known, there are not many studies evaluating their effects on prognosis and clinic. In order to elucidate this situation, studies in more than one center, in larger groups and in which more parameters are examined are needed. Keywords: Myeloproliferative diseases, JAK2, LDH, CALR, MPLbone marrow fibrosis







