YUKARI FIRAT HAVZASI KURAKLIK TRENDİNİN BELİRLENMESİ
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
DOI
Özet
İklim sistemi, atmosfer, kara ve su döngüsü arasındaki karmaşık etkileşimlerle şekillenmektedir. Bu dengenin bozulması, yağış rejimlerinde düzensizliklere ve kuraklık olaylarının daha sık yaşanmasına neden olmaktadır. Kuraklık, yalnızca doğal bir iklim olayı değil; aynı zamanda su kaynakları, tarım ve ekosistemler üzerinde doğrudan etkiler oluşturan önemli bir çevresel sorundur. Bu nedenle, kuraklığın geçmiş dönemlerdeki değişimini incelemek ve gelecekteki eğilimlerini belirlemek, bölgesel su yönetimi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, Yukarı Fırat Havzası sınırları içerisinde yer alan Elazığ, Erzurum, Erzincan, Bingöl ve Tunceli meteoroloji istasyonlarına ait 1965–2020 dönemi aylık yağış verileri kullanılmıştır. Çalışmanın amacı, bölgedeki meteorolojik kuraklık eğilimlerini belirlemek ve farklı analiz yöntemlerinin sonuçlarını karşılaştırmaktır. Bu kapsamda, Standartlaştırılmış Yağış İndeksi (SPI), Gerçek Yağış İndeksi (GYİ), Yenilikçi Trend Analizi (ITA) ve Mann–Kendall (MK) testleri uygulanmıştır. SPI analizleri, havza genelinde kurak ve nemli dönemlerin düzensiz aralıklarla birbirini izlediğini göstermiş, 1980 sonrası dönemde kısa süreli kuraklıkların daha sık tekrarlanmaya başladığı belirlenmiştir. GYİ yöntemi, yağış verilerinin doğrudan değerlendirilmesiyle kuraklıkların süresi ve şiddeti hakkında daha ayrıntılı bilgiler sunmuş; özellikle Elazığ ve Tunceli istasyonlarında uzun süren kurak dönemler tespit edilmiştir. ITA sonuçları, klasik istatistiksel yöntemlerle saptanamayan eğilimleri ortaya çıkararak, 1990 sonrası dönemde yağış rejiminde dengesizliklerin arttığını göstermiştir. Mann–Kendall testi ise, genel olarak anlamlı bir uzun dönemli trend belirlememekle birlikte, bazı istasyonlarda mevsimsel yağışlarda azalış yönlü eğilimler olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, Yukarı Fırat Havzası'nda kuraklık olaylarının zaman içinde hem sıklık hem de süresinin arttığını, yağış rejiminin ise giderek daha değişken bir yapıya büründüğünü göstermektedir. Bu durum, bölgedeki su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, tarımsal üretim ve hidroelektrik enerji planlaması açısından önemli riskler oluşturmaktadır. Sonuç olarak, SPI, GYİ, ITA ve Mann–Kendall yöntemlerinin birlikte kullanılması, meteorolojik kuraklığın farklı yönlerinin bütüncül biçimde değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bu çalışma, Yukarı Fırat Havzası'nda iklim değişikliğinin yağış rejimi üzerindeki etkilerini ortaya koyarak, bölgesel su yönetimi ve kuraklık izleme politikalarına bilimsel katkı sunmaktadır.
The climate system is shaped by complex interactions between the atmosphere, land, and water cycle. Disruptions in this delicate balance lead to irregularities in precipitation regimes and an increase in the frequency and intensity of drought events. Drought is not only a natural climatic phenomenon but also a major environmental issue that directly affects water resources, agriculture, and ecosystems. Therefore, analyzing past drought conditions and identifying future trends are essential for effective regional water management and climate adaptation strategies. In this study, monthly precipitation data from Elazığ, Erzurum, Erzincan, Bingöl, and Tunceli meteorological stations located within the Upper Euphrates Basin for the period 1965–2020 were analyzed to investigate meteorological drought trends in the region. The main objective of the research is to identify the temporal variability of drought and to compare the results of different analysis methods. To this end, the Standardized Precipitation Index (SPI), Actual Precipitation Index (API), Innovative Trend Analysis (ITA), and Mann–Kendall (MK) test were employed. The SPI results revealed that dry and wet periods alternated irregularly throughout the basin and that short-term droughts became more frequent after the 1980s. The API provided a more realistic assessment of drought duration and severity by directly evaluating precipitation amounts, highlighting prolonged drought periods particularly in the Elazığ and Tunceli stations. ITA results demonstrated fluctuations in rainfall patterns after 1990 and identified hidden trends that traditional statistical tests could not detect. The Mann–Kendall test did not indicate a significant long-term trend across the basin but showed decreasing trends in precipitation for certain stations on a seasonal scale. Overall, the findings indicate that drought events in the Upper Euphrates Basin have become more frequent and persistent over time, while the precipitation regime has become increasingly variable. This situation poses potential risks for the sustainable management of water resources, agricultural productivity, and hydropower generation in the region. In conclusion, the combined use of SPI, API, ITA, and Mann–Kendall methods has provided a comprehensive evaluation of the spatial and temporal characteristics of meteorological drought. The study contributes valuable scientific insight into the impact of climate change on the precipitation regime of the Upper Euphrates Basin and offers a basis for regional drought monitoring and water resource management strategies.







